Sık Sorulan Sorular

Yunuslar balık mıdır, memeli mi?

Yunus tıpkı balina gibi, balık değil, memelidir. Yunuslar halk arasında, yunus parkı sahiplerinin demeçlerinde, eski bilimsel makalelerde ve ilgili resmi kurumlardan gelen yazılarda bile çoğu zaman bilinçsizce “yunus balığı” olarak anılırlar. Tıpkı, deniz memelisi olan foklara ve morslara hatalı bir şekilde “fok balığı” veya “ayı balığı” dendiği gibi… Oysa yunuslar, “memeliler” (mammal) sınıfı ve “balinalar” (cetacea) takımı içinde yer alır. Bu nedenle yunuslar ve balinalar için, “balık” sözcüğü kullanılmamalıdır. Yunuslar:
  • Akciğerleriyle solunum yaparlar; solungaçları yoktur. Soluk alabilmek için suyun yüzeyine çıkarlar ve avlanabilmek için dalarlar.
  • Sıcakkanlı hayvanlardır; vücut ısıları sabittir.
  • Canlı doğum yaparlar ve yavrularını emzirirler.
  • Beyinleri, sinir sistemleri ve sosyal örgütlenmeleri oldukça gelişmiştir.
Ancak diğer birçok memelinin aksine, yunusların tüyleri yoktur. Yalnızca rostrum bölgesindeki ince tüyler de, doğumdan hemen önce veya hemen sonra dökülürler. Hem solungaçlara, hem de akciğer benzeri organlara sahip “akciğerli balıklar” olsa da, hatta “yürüyen akciğerli balık” haberleri son zamanlarda evrim sürecine ışık tutsa da, yukarıdaki birçok nedenden dolayı, yunusların balık değil, memeli olduğu gerçeği uzun bir zaman daha değişmeyecek gibi. Evrim bilgisine haksızlık etmemek, hatalı kullanımları sürdürmemek adına, yunuslara artık “balık” demeyeceğimiz günlere… Konumuzla doğrudan bağlantılı olmasa da yeri gelmişken belirtmekte fayda görüyoruz: Bir yunusun yaşam hakkıyla bir balığın yaşam hakkı arasında fark görmüyoruz. Balıkçılık faaliyetlerinden tematik akvaryumlara kadar milyonlarcasının insan sömürüsünden kurtulacağı bir dünya için mücadele ediyoruz.  

Avrupa ülkelerinde yunus parkı sayısı ne durumda?

Whale and Dolphin Conservation (WDC)’ın 2011 raporuna göre; iki üye ülke, Kıbrıs ve Slovenya, balinaların ve yunusların ticari amaçlarla esaret altında tutulmasını tamamen yasaklamış durumda. İngiltere ise, kamuoyu tepkisi nedeniyle, 90’lı yıllardan bu yana esaret altında yunus ve balina barındırmıyor.

12 üye ülkenin hiçbirinde 2011 itibarıyla dolphinarium yok. Bu ülkeler; Avusturya, Kıbrıs, Çek Cumhuriyeti, Estonya, Macaristan, Letonya, Lüksemburg, Polonya, İrlanda Cumhuriyeti, Slovenya ve Slovakya (Aynı raporda Romanya’da da dolphinarium olmadığı belirtiliyor, fakat Constanta’da 2013 itibarıyla 1 tane var).

İspanya 11, İtalya 6, Fransa ve Almanya ise 3’er yunus parkıyla, en çok tutsak yunus barındıran tesislere sahip olan AB ülkeleri arasında!

Daha detaylı, güncel bilgi için: WDC-AB ülkelerinde yunus parkları

Yunus ve balina esaretinin geçmişi ne zamana dayanıyor?

Esaret gerçeğinin bilinen tarihi, 1860’lara uzanıyor. 1860 yılında Londra’nın Westminster Akvaryumu’nda, 1865 yılında da Regents Park’taki Zoological Gardens’da canlı yunuslar sergileniyordu.

1863’teyse New York’taki Aquarial Gardens’ta, bir beyaz balina ve bir Atlantik şişeburunlu yunus, aynı ortamda tutuluyordu. Saint Lawrence Nehri’nden yakalanan üç beyaz balinadan yalnızca biri hayatta kalabilmişti. Bu balina da, çok büyük ihtimalle, esaret altında eğitilmiş ilk balina olarak tarihe geçti.

Avrupa’nın ilk dolphinarium’larından biri, 1965’te Batı Almanya’da açılan Duisburg Dolphinarium’uydu. Çok geçmeden Hollanda, Fransa, Romanya ve İtalya bu modayı takip etti!

19. yüzyıl, Sanayi Devrimi’yle birlikte, kapitalizmi ve her türlü sömürgeciliği beraberinde getirirken, çocuk işçileri doğurdu ve kölelik mantığını bir adım daha ileri götürüp türler arası boyuta taşıdı.

Sadece yunusların özgürlüğünü mü savunuyorsunuz?

Elbette HAYIR. Yunus parklarında, tematik akvaryumlarda tutsak edilen balinalar, morslar, deniz aslanları, foklar, köpekbalıkları, vatozlar ve balıklar da mücadelemize dahil. Ayrıca sadece deniz canlılarının değil, kürk, deney, pet shop ve hayvancılık gibi farklı endüstrilerce tutsak edilen tüm hayvanların sömürülmesine karşıyız. Bu amaçla farklı hayvan özgürlüğü aktivistleriyle irtibat halinde çalışıyor ve birbirimize destek veriyoruz. Yaşadığımız ve bir parçası olduğumuz gezegeni koruma ve üzerindeki tüm canlıların temel haklarını savunma gayretindeyiz. 2010 yılında kurulduğumuzda, gittikçe büyüyen bir endüstri halini almış olan yunus parklarına karşı sistematik ve örgütlü bir mücadele olmadığı için esaret endüstrisini sonlandırmak amacıyla Yunuslara Özgürlük Platformu ismiyle bir araya geldik ve sloganımızı belirledik. Fakat mücadelemiz tüm hayvanların özgürlüğünü amaçlıyor.

Yunusları, gösteri merkezleri dışında nerede göreceğiz?

Denizlerimizde. Üç tarafımız denizlerle çevrili ve yunuslar dalgaların arasında, vapur seferlerinde bize eşlik ediyor. Aşağıda videosunu görebileceğiniz İstanbul Boğazı’nda rastladığımız ve uzun uzun görüntülediğimiz afalina ve tırtak sürüleri gibi… Eğer göremezsek bile, bu da bizim için gerçek bir sorun teşkil etmemeli ve hayvanları doğalarından koparmak, ömür boyu dört duvar arasında tutsak etmek için bir gerekçe olmamalı. Bir kar leoparı, mavi balina ya da bir panda görme olasılığımız ne ki? İnsanlık, bazı şeyleri “sahip olmadan” sevmeyi ve her canlının yaşamına saygı duymayı öğrenmeli. Hayvanları tanımak ve doğayla bütünlüğümüzü anlamak için sayısız kitap ve belgeselden faydalanabiliriz. Artık bilgi ve her türlü medya elimizin altında. Esareti değil, özgürlüğü teşvik eden araç ve yöntemleri desteklemeliyiz.

Yunus parklarında çocukların yunusları ve deniz memelilerini tanıma şansı yok mu?

Kesinlikle yok.  Deniz memelileri,  doğal ortamlarında gürültülü müzikler eşliğinde resim yapıp göbek atmazlar. Çocukların parklarda gördüğü hayvanlar, açlıkla terbiye edilmiş, yaşamak için ihtiyacı  olan balığı alabilmek için normal koşullarda asla yapmayacağı hareketleri yapmak zorunda kalan tutsaklardır.  Günde 50-60 km yüzmek isteyen canlılar, küçük havuzlarda acıyla çırpınmaktadır. Çocuk ya da yetişkin, kimsenin bu parklarda deniz memelilerini tanıyabilmesi mümkün değildir.

Yunuslar gerçekten gülüyor mu?

Hayır. “Yunusların yüzündeki gülme ifadesi, doğanın en büyük aldatmacasıdır” (*). Aynı zamanda yunus parkı işletmecilerinin…

Bu, yalnızca anatomik ve fizyolojik bir özelliktir: Özellikle gösteri merkezlerinde tutsak edilen afalina türü yunuslarda alt çene, üst çenenin bir miktar önündedir ve ağızlarının üst kısmı yukarı doğru kıvrıktır. Bu nedenle yunusların sabit, değişmeyen bir gülüşü olduğu sanılır.

Ancak bu ifade, insanlarda olduğu gibi, yunusların ruh haline göre değişmez!

Maalesef yunuslar, mutsuz ve stresli olduklarında, parklara götürülmek için ailelerinden ve denizlerden koparıldıklarında, gösteri ve sözde yunus terapisi eğitimleri sırasında aç bırakıldıklarında, sonrasında ölü balıkla ödüllendirildiklerinde, hatta ölüm anında bile, anatomik yapıları nedeniyle, yüzlerindeki o ‘gülümseme ifadesi’ni taşımak zorunda kalırlar.

Sadece biz, bu süreçleri görmediğimiz için, onların gösteriler sırasında çemberlerden atladıklarında, top peşinde koşturduklarında, üzerlerine ve yüzgeçlerine yüzlerce insan çullandığında, tırnak izlerini bıraktıklarında dahi mutlu olduklarını düşünürüz. Bizi yanıltan o gülümseme ifadesi yüzünden…

Ölü balıkla beslenen gösteri yunusları sağlıklı olabilir mi?

Hayır! Yunuslar, doğal yaşam ortamlarında avcı hayvanlardır ve zamanlarının yarısını avlanarak geçirirler. Bu süreç, doğal yaşam döngüsünün önemli bir parçasıdır ve yunuslar için doğal bir egzersizdir. Yunusların büyük oranda toplu avlandığı düşünüldüğünde, sosyal örgütlenmenin edinilmesi açısından da önemli bir aşamadır.

Ancak gösteri merkezlerindeki yunusların avlanma, dolayısıyla hareket etme ve sosyalleşme şansları yoktur!

Ölü ve dondurulmuş balıkla beslenen yunuslar, türlü hastalıklar ve psikolojik sorunlar nedeniyle, balıkların içine yerleştirilmiş vitamin, mineral ve ülser haplarını da beraberinde yutmak zorundadırlar.

Verilen ilaçlar ve ölüm oranları göz önüne alındığında, yapay ortamlarda hazır besinlerle yaşamaya zorlanan yunusların sağlıklı olmaları beklenemez.

Yunuslar kaç yıl yaşar?

Doğal ortamında yunusların yaşam süreleri 25-35 yıl civarındadır. Kesin bir rakam olmamakla birlikte, toplanan veriler, yunus parklarında olduğu gibi, esaret altında yaşayan yunusların, bu ortalamanın çok altında yaşayabildiğini tespit etmiştir. Yunusların, belirlenen ortalama yaşam süreleri 5 yıla düşmüştür.

“Dolphin Project Europe”un 1996 tarihli araştırması, av ve yakalanma sonrasında hayatta kalabilen yunusların %53’ünün, 90 gün içinde öldüğünü ortaya koymuştur. Aynı zamanda rapor; her 7 yılda bir, esaret altındaki yunusların yarısının, yakalanma sonrası stres, zatürre, bağırsak enfeksiyonu, ülser, klor zehirlenmesi gibi nedenlerle yaşamını yitirdiğini belirtmiştir.

“Oceanic Preservation Society” verilerine göre; San Antonio’daki SeaWorld deniz parkında, esaret altında doğan bir yunusun ortalama yaşam süresi 4 yıldır. San Diego’daki SeaWorld’deyse, 25 yıl içinde 24 yunus zatürreden yaşamını yitirmiştir.

2010 yılında, Alanya’daki bir yunus gösteri merkezinde ardarda gerçekleşen 4 yunus ölümünün, esaret altındaki yunusların yaşam süresi ortalamalarını düşereceği kesindir!

Medyaya yansımayan ve bu tesislerce örtbas edilen ölüm oranları nedeniyle, doğru rakamlar hiçbir zaman elde edilemeyecektir.

Bir gösteri yunusu için uygun havuz büyüklüğü ne olmalıdır?

Hiçbir havuz, etrafı tellerle veya ağlarla çevrili hiçbir alan, denizde dahi olsa, yunusların doğal yaşam ortamlarının yerini tutamaz ve tutmamalıdır.

Bu gerçeğe rağmen, dünya çapında ülkeden ülkeye, türden türe değişen ve mevcut mevzuatlar içinde yer alan havuz standartları vardır. Bu standartlar, havuzun içine çizilebilecek en büyük dairenin çapının 7 ila 15 m, derinliğin ise 5 ila 12 m arasında değişebildiğini gösterir. İngiltere’den Bahamalar’a, Arjantin’den İtalya’ya kadar birçok farklı ülkede, kabul edilmemesi gereken “standartlar” oluşturulmuştur.

Yunuslar saatte 60 km’ye varabilen bir hızla yüzerler, 30 metre derinliğe kadar inebilirler ve günde 128 km mesafe katedebilirler. Hiçbir havuz, bu kadar geniş olamaz ve hiçbir standart onlara bu özgürlüğü sağlayamaz.

Dört duvar arasına kapatılan yunusların ve balinaların en sık yaptığı hareket, stres belirtisi olarak tanımlanmış, art arda tekrarlanan, dikey biçimde suya girip çıkma eylemidir. Suda sıklıkla sabit ve hareketsiz kalmaları da, yunusların sıkıntılı ve mutsuz olmalarıyla bağlantılıdır. Çünkü gösteri havuzlarında, yunusların hızını ve katettikleri mesafeleri karşılayabilecek “yeterli” alanları yoktur.

Yunus Terapisi gerçek ve efektif bir metot mudur?

Yunus Terapisi (DAT) katılımcılarına canlı tutsak yunuslarla birlikte yüzme veya etkileşime girme olanakları sağlamak suretiyle hastalıkların ve gelişimsel özürlülüklerin tedavisinde popülaritesi her geçen gün artan bir seçenektir. Yunus Terapisine ilişkin iki incelemede (Marino ve Lilienfeld [1998] ve Humphries [2003]) bu girişimin etkinliğine ilişkin güvenilir bilimsel kanıtların olmadığı sonucuna varılmıştır. Daha ayrıntılı bilgi için Bilimsel Veriler bölümümüzü inceleyebilirsiniz.

Yunus parklarındaki yunus, balina ve morsların dişleri sökülüyor, törpüleniyor mu?

Evet. Hayvanların ziyaretçilere ve eğitmenlere verebilecekleri zararı minimumda tutmak, ömür boyu esaretin neden olduğu kronik stres kaynaklı fiziksel tahribatı ve ölüm riskini azaltmak için yapılan bu canice işlem, aşağıdaki örneklerden de görülebileceği gibi, Türkiye dahil olmak üzere dünya çapındaki pek çok yunus gösteri merkezinde rastlanan rutin bir işlem.

Fotoğraf: Dolphin Project

Üstelik özellikle yunuslar bağlamında “tıbbi bir amaçla” yapılmayan bu işlem, 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’nun Yasak Müdahaleler başlığı altındaki 8. maddeye de aykırıdır. Bu maddede, Hayvanların, yaşadıkları sürece, tıbbî amaçlar dışında organ veya dokularının tümü ya da bir bölümü çıkarılıp alınamaz veya tahrip edilemez” denmektedir.

Yunus parkı işletmecileri ve eğitmenler, etik ve hukuki açıdan son derece sorunlu olan bu insanlık dışı uygulamayı örtbas etmek ve ticari faaliyetlerini sürdürebilmek için dişlerin enfeksiyon nedeniyle çıkarıldığını ya da hayvanların henüz genç veya yaşlı olması nedeniyle dişlerinin gelişmediğini veya düştüğünü iddia ederek ziyaretçileri ve kamuoyunu bilinçli bir şekilde yanıltmaya çalışırlar. Oysa diş sökme, törpüleme ve delme işlemi, hatta hayvanların çeşitli organlarını çıkarma uygulaması, esaret endüstrisinin gizlemeye çalıştığı, pek çok bilimsel rapor ve haberle tespit edilip kanıtlanmış gerçeklerden biri.

Fotoğraf: SeaWorld Orlando’da meydana gelen “yunus besleme kazası”

 

Türkiye’den bir örnek vermemiz gerekirse; 2013 yılında uzun süreli mücadelemiz sonucunda kapattırmayı başardığımız Kaş Yunus Parkı’nda tutulan yunuslardan birinin dişleri sökülmüştü.

Kaş’taki ekiplerimizden gelen aşağıdaki fotoğrafı tıkladığınızda dişlere uygulanan bu işlemi net biçimde görebilirsiniz. Sağlık kontrolü taleplerimizi ve başvurularımızı yanıtsız bırakan Tarım ve Orman Bakanlığı (dönemin Tarım, Gıda ve Hayvancılık Bakanlığı) ile Kemer Belediyesi, aylar sonra yunus fizyolojisini bilmeyen bir veteriner tarafından hazırlanan bir raporla yunuslara “sağlıklıdır” raporu vermişti. Bu rapordan iki ay sonra, son derece zayıf olan yunuslardan biri esaret altnda hayatını kaybetti.

Fotoğraf: Yunuslara Özgürlük Platformu – Kaş Yunus Parkı’ndaki yunuslardan biri

Türkiye’den ikinci bir örnek ise, Tom ve Misha adlı yunuslardan.

2010 yılında yerel ve uluslararası sivil toplum kuruluşlarının mücadelesiyle kapattırılan Fethiye Hisarönü’ndeki yunus parkında çekilen aşağıdaki fotoğrafta, yunuslardan birinin dişlerinin (soldaki) törpülendiği ve düzleştirildiği açık bir şekilde görülüyor; özellikle de diğer yunusun dişleriyle kıyaslandığında. Fotoğraf, denetim için görevlendirilen Türkiye’nin az sayıdaki deniz memelisi uzman veteriner hekimlerinden Erdem Danyer tarafından çekildi. Bu iki yunus, iki yıl süren ve Born Free tarafından yürütülen başarılı bir rehabilitasyon süreci sonunda 2012’de yeniden özgürlüklerine kavuştu.

Fotoğraf: Deniz memelisi uzmanı veteriner hekim Erdem Danyer

Dünyadan ise tutsak yunusların dişlerinin törpülendiği veya söküldüğüne dair sayısız örnek var.

Örneğin Bali’de faaliyet gösteren (Endonezya) bir yunus gösteri merkezindeki tutsak yunusların dişleri, Dolphin Project tarafından çekilen aşağıdaki fotoğrafta görüleceği gibi, tamamen düzleştirilmiş.

Aşağıdaki ikinci fotoğraf ise, yine Bali’deki başka bir yunus parkında çekilmiş; yunusun dişlerinin tamamı kökünden çekilmiş. Endonezya’daki bu durum, yalnızca Ric O’Barry ve ekibi tarafından belgelenmiyor; aynı zamanda World Animal Protection’ın kapsamlı Wild Abusement Parks adlı raporunda da kayıtlara geçiyor.

Fotoğraf: Dolphin Project

Bir diğer örnek ise katil balina olarak bilinen orkalardan.

Dünyanın en tartışmalı ve en büyük deniz parklarından SeaWorld ve Loro Parque’de bilim insanlarının yaptığı araştırmanın sonucuna göre, incelenen 29 orkanın %65’inin alt çenelerindeki dişlerde orta ve ileri seviyede tahribat görülüyor. Aynı zamanda yine incelenen orkaların %61’inin dişlerinde (drilling – pulpotomi adı verilen işlemle) delik açılmış durumda. Archives of Oral Biology dergisinde yayınlanan raporda bu acı verici işlem şöyle aktarılıyor: “Dişin içindeki yumuşak dokunun çıkarılması için matkap gibi bir aletle dişe bir delik açılıyor”. İnsanlardaki uygulamanın aksine orkaların dişlerinde açılan bu deliklerin üzeri kapatılmıyor ve dişler zayıflıyor. Burada oluşabilecek bakterileri önlemek içinse deliklerin her gün çeşitli kimyasalarla temizlenmesi gerekiyor.

Fotoğraf: University of Otago

Dişlerdeki sinirleri etkileyen ve büyük bir acı veren pulpotomi işleminin yapılma nedeni ise, esaretin hayvanlar üzerinde meydana getirdiği fiziksel ve psikolojik tahribat. Uzmanların gözlemlerine ve sayısız bilimsel makaleye göre törpülenme ve sökülme dışında, dişlerde oluşan bu tahribat, ömür boyu esaret altında, kısıtlı bir alanda ve farklı bireylerle aynı havuzda hapsolmanın getirdiği kronik stresten de kaynaklanıyor. Ölü balıklar arasında sakinleştirici ve ülser hapları yutturulan tutsak yunus ve balinalar, çaresizlik, depresyon ve uzun süreli sıkıntı hali nedeniyle beton havuzlara, metal kapılara veya tel kafeslere sürekli olarak dişlerini ve ağızlarını sürterek dişlerin tahrip olmasına neden oluyor. Diş tahribatı ve enfeksiyonları, araştırmacılara göre yunus ve deniz parklarındaki orka ölümlerinin en önemli nedenlerinden biri (Kasatka adlı balinanın ölümü, 10 yıla yayılan bir diş enfeksiyonu sonucu gerçekleşti). Aynı zamanda hayvanların bağışıklık sistemini oldukça zayıflatan bir süreç olan kronik antibiyotik tedavisinin de uygulanma nedeni. Orkalardaki genel diş tahribatı doğal yaşam ortamlarında da zaman zaman görülebiliyor, fakat bu gerileme çok daha uzun bir sürede gerçekleşirken, aynı zamanda daha simetrik bir biçim alıyor. Esaret altındaki orkalarda ise asimetrik, düzensiz ve yıkıcı bir yapısı var.

Fotoğraflar: Seaworldofhurt.com

Yunus parkları ve tematik akvaryumlardaki bu rutin ve acılı işlem için bir diğer örnek ise morslardan.

Türkiye’deki yunus parklarından birkaçında (İstanbul Dolphinarium ve Bodrum Dolphin Park) gösteriye zorlanan deniz memelisi türlerinden biri olan morsların bilimsel adında yer alan Odobenus, Latince’de “dişleri üzerinde yürüyen” – “toothwalker” anlamına gelir. Genellikle erkeklerde 1 metreye, dişilerde 80 santimetreye ve 5.5 kg’ya varabilen dişler, buzlara tırmanmak, kendilerini kutup ayıları gibi yabani hayvanlardan ve diğer morslardan korumak için kullanılır. 15 yıl boyunca büyümeye devam eden bu dişler, yavrularda altıncı aydan itibaren çıkmaya başlar ve 14 aylıkken görülür bir hale gelir.

Ancak esaret altındaki birçok morsun dişleri yoktur; dişler ya kısacık kesilmiş ya da tamamen çekilmiştir. Bu korkunç operasyonun “görünürdeki” nedeni, Türkiye’deki işletmecilerin de savunduğu gibi, “çürüyen, apse yapan dişlerin sökülmesidir”. Gerçek nedeni ise; aynı havuzda veya kafeste tutuldukları diğer hayvanlara, eğitmenlerine ve kendileriyle fotoğraf çektiren çocuklara ve ziyaretçilere fiziksel zarar vermemeleri, havuzlardaki sert zeminde uzun dişlerini daha fazla incitmemeleri ve hayvan tacirlerini daha fazla maddi zarara uğratmamaları içindir. Eğitmenler ve park sahipleri, aynı zamanda, örneğin gösteri yaptırdıkları mors yavru olduğu için henüz dişinin çıkmadığını size söyleyebilir; yukarıdaki gerçekler ışığında bu yanıltıcı söylemlere inanmayın.

Konuyla ilgili bir mors eğitmeninin anekdotunda, sıkıntı ve yalnızlık sonucu agresif davranışlar gösteren genç morsun, eğitmenlerin güvenliğini riske attığı, bir süre sonra da dişlerindeki enfeksiyonun tespit edilerek daha fazla diş kaybına neden olmamak amacıyla dişlerin yerinden çıkarıldığı anlatılıyor: “Ergenlikle birlikte hormonlar da devreye girdi. E.T.’nin eğitmeni artık onunla şovlara çıkmamaya başladı çünkü beklenmedik agresyon davranışları göstermeye başlamıştı. Bu da bakıcının güvenliğini riske atıyordu. (…) Henüz genç bir mors iken E.T.’nin bakteriyel enfeksiyona maruz kalan dişleri söküldü. Daha büyük kayıplar yaşanmaması için günlük diş hijyenini rutine bağladık.” 

Son olarak doğrudan deniz memelileriyle bağlantılı olmasa da esaret endüstrisinin rutin uygulamalarından birini gözler önüne seren Türkiye’den bir örnek daha var: Vatozların iğnelerinin sökülmesi. 

2010 yılında Balıkesir Akçay’daki “Aile Çay Bahçesi – Köpekbalığı Havuzu”nda tutsak edilen vatozların insanlarla temas edebilmesi ve insanlara zarar vermemesi için zehirli iğnelerinin söküldüğünü basından öğrendik. Ulusal mevzuatımızda yer alan maddeler doğrultusunda, aynı zamanda köpekbalıklarını da küçücük bir havuzda tutan ve insanlarla yüzmeye zorlayan bu tesise ceza uygulanmasını ve tesisin kapatılmasını pek çok kez talep etsek de, yetkili kurumlar yine harekete geçmedi, mevcut kanunları uygulamadı. Üstelik başvurularımız sonucu tesise gönderilen (sözde) bilirkişi raporunda da şu ifadelere yer verildi: “İğneli Vatozların Keratin yapısında olan iğne uçlarının alınmasının insan tırnağı kesimi ile aynı olduğundan hayvana acı vermediği.” 

Çeviri ve derleme: Yunuslara Özgürlük Platformu

Sitemizdeki bu içerikler, Yunuslara Özgürlük Platformu kaynak gösterilerek bağlantısıyla birlikte kullanılabilir, alıntı yapılabilir.

İlgili İçerikler

Tutsak orka, başını metal kapıya vururken görüntülendi

Kronik stres tutsak orkaların hastalanmalarına ve erken ölümlerine yol açıyor

Kaza ve Ölümler: Deniz Memelilerinin Esaret Altında Oluşturdukları Tehditlerin Kronolojisi

Uzmanlar ve doktorlar konuştu: “Yunus terapisi yasaklanmalıdır”

Yunuslarla Etkileşim Terapisi – Prof. Dr. Gönül Kırcaali İftar (+EN)

Yunus çocuğu ısırdı, eğitmen yaralandı

Yunus çocuğun elini böyle ısırdı

Vahşi yaşam parkındaki tutsak deniz aslanı çocuğa saldırdı